Tarih: 2 Temmuz 1993 Gün: Cuma. Yer: Sivas. Polis tutanağına göre, 15.000 kişilik köktendinci güruh, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Laiklere Ölüm”, “Yaşasın Şeriat” sloganlarını, insanoğlunun tarihin yazgısını değiştiren ateşi, büyük bir toplu katliamda kulandılar. Olayların sonucunda, Sivas’ta üç yüz yıl önce öldürülen ozan Pir Sultan Abdal şenliklerine katılan ve Madımak Otelinde konaklayan, aralarında şair, yazar, müzisyen, karikatürcülerin bulunduğu otuz üç insan can verdi.
Sivas dışından gelen ve örgütlü bir biçimde eylem için orada bulunan kişi ve grupların kaçmalarına izin verildiği için bugüne kadar yalnızca 160 sanık yargı önüne çıkartılabildi. Tutuklanan sanıklar dışında eylemcilerin yakalanması yolunda hiçbir çaba harcanmadı. Bununla birlikte katliamı engellemeyen ve araştırmayan güvenlik güçleri, jandarma, vali, diğer idari birimler hakkında bir ihmal soruşturması bile açılmadı. Tutuklanan sanıkların yargılanmaları sürecindeki yaşananlar, sanıkların fütursuzca adeta mahkeme heyetini yok sayan tutumu, müdahillere saldırısı yüreklerimizdeki yangını her duruşmada yeniden alevlendirdi. Süreç içinde sanıkların pek çoğu tahliye edildi.
05.11.2008 günü müdahiller ve avukatlar, davanın önemli sanıklarından olan Cafer Erçakmak hakkındaki davanın Cumhuriyet Savcılığı tarafından zaman aşımı nedeniyle düşürülmesi haberiyle sarsıldı. Hakkında idam eczası istenen bir sanık hakkında savcılık davanın düşürülmesini talep ediyordu. Sonunda davanın önüne geçilmesi başarıldı. Ancak dosyada yargılanan 6 sanık hakkında da ilginç bilgilere ulaşıldı. Örneğin, İhsan Çakmak sözde aranıyor olmasına karşın, Sanık Altınyayla Belediyesi’nde nikah yapmıştı. Aynı sanık 22.05.1997 tarihinde askerlik görevine başlamış, 2000 yılında da Emniyet Makamları’ndan ehliyet almıştı.
Bütün bu yaşananlar Toplumsal Bellek Platformunun 11 Şubat 2010 tarihinde TBMM’ye giderek Meclis Başkanı, AKP, CHP ve BDP Grup Başkan Vekilleri, DSP temsilcileri ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’na sunduğu dilekçeyle örtüşüyordu. Bizler yakınlarını faili meçhul cinayetlerde yitirmiş aydınların yakınları olarak sunduğumuz dilekçe ile Meclis bünyesinde, geniş yetkilerle donatılmış bir Araştırma Komisyonu kurulmasını, bu komisyonun idarenin ve yargının elindeki ilgili tüm verileri inceleyerek değerlendirmesini talep ettik. Sistemli ve planlı bir şekilde katledilen yakınlarımızı ortadan kaldıran cinayetlerin tüm ilişkileri içinde aydınlatılmasının, suçluların yargılanarak cezalandırılmasının devletin temel görevlerinden biri olduğunu bir kez daha hatırlattık. Ayrıca siyasi cinayetlerde zamanaşımının ortadan kaldırılması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını istedik. Bu görevin yerine getirilmesinin önündeki tüm engellerin, hangi kişi ya da kurumlar incinecekse incinsin, ortadan kaldırılmasını istedik.
Meclis’te görüştüğümüz her kişinin bu kayıplardan derin üzüntü duyduğu ve bu karanlık geçmişin aydınlatılmasında pay sahibi olmak istediği izlenimini almamıza rağmen, önerimiz, tam iki kere Meclis Genel Kurulu’nda reddedildi.
Şimdi, devleti görevini yapmaya çağırmak için hangi yollara başvurabileceğimizi belirlemeye çalışıyoruz. Hukuka, yaşama hakkının kutsallığına, bu hakkın ortadan kaldırılmasının affedilmez bir insanlık suçu olduğuna inanan, vicdan sahibi tüm toplum kesimleriyle birlikte ülkemizi bu ayıptan kurtarmak istiyoruz. Karşımıza konulan tüm engelleri er geç ortadan kaldıracağına, zaman aşımına uğramış dosyaların yeniden açılarak bugüne kadar karanlıkta bırakılmış siyasi cinayetlerin aydınlatılabileceğine inanıyoruz.
İnsanlarımızı katledenlerin hukuk sistemi tarafından “korunmayacağı” bir ülkede yaşamak istiyor, yakınlarını siyasi cinayetlerde kaybedenler olarak Sivas Katliamı’nda da yaşamını yitiren canlarımız için adalet arayışımızı sürdüreceğimizi bilmenizi istiyoruz.
