Tam 31 yıl önce gazeteci, yazar ve TRT Kültür Yayınları Bölümü Prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu 11 Nisan 1980 Cuma günü, saat 8.20 sularında Mecidiyeköy Ortaklar Caddesi, Ünsal Sokak, Aksu apartmanındaki dairesinden kızı Pınar'ı okula götürmek üzere arabasına bineceği sırada, yaşları 18-20 arasında iki kişinin yaylım ateşine tutuldu. Kaftancıoğlu hastanede hayatını kaybetti. 12 yaşındaki kızı ise saldırıdan şans eseri yara almadan kurtuldu.
Kaftancıoğlu, öldürülmeden önce düşlerini ve umutlarını anlatan bir bant doldurmuştu "Yaşama Sevinci"nde ne diyordu hatırlayalım: "Yaşam varolmak, anlam varlık ve dinamizmdir. Ölüm yokluktur, karanlıktır… Sıfır. Sıfırla hangi rakamı çarparsanız çarpın gene sonuç sıfır. Artı bir öyle mi? Hangi değerle çarparsanız çarpın sonuç bir başka değer, sonuç artı ve sonuç varlıktır. Kötülükler iyiliklerin değerini, çirkinlikler güzelliklerin niteliğini, yokluklar varlıkların anlamını, yoksullar zenginlerin kalesini oluşturur. Kıraç, yanık, susuz çöller ovaların, ormanların, yağmurun, denizin anasıdır, yaratıcısıdır. Deniz, ırmak, varlık, orman, yeşil, güzellik, sıkıntı yaşam tablosunda karşıtlarından daha kutsal değildir. Daha güzel ve anlamlı değil. Yokluğa, yoksulluğa, çirkinliğe, kötülüğe daha çok saygı duydum. Bir fabrikanın varlığı sermayesi mi, makinesi mi, patronun kasası mı? Elbette hayır. Bir fabrikanın varlığı işçisi. Arılar gibi bal yapan, üreten, yaşamı sürdüren işçiler. İşçilerin sesi, eli ayağı, evi, yolu, ekmeği, tulumları, çocukları, semti, gecekondusu, fırını, bakkalı, kasabı, yol parası, gelişi, gidişi, grevi, tutumu, sigorta, güvence savaşımı…Yaşamı oluşturan zincir budur."
Yaşama sevincinde insan varlığının önemini güçlü kalemiyle de anlatan Ümit Kaftancıoğlu'nun cinayet davası mahkemeye göre bitmişti. Ama ailesi için bu dava asla bitmedi.
Çünkü geniş ailemizin her bir bireyi, tek tek "Mahkemelerde bizimle alay edildi" cümlesini kurmak zorunda bırakıldı, biz de bu nedenle buradayız.
Üstelik onların utancını da biz yüklenmek zorunda kaldık. Biz artık bu tür cinayetlerin her birinin, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına girmesi gerektiğini biliyoruz. Uygulamaya geçilmesi için, gerekli düzenlemelerin biran önce yapılmasını bekliyoruz. Konumuz: uyum ve birlik içinde işlenip, yine uyum ve birlik içinde örtbas edilen cinayetler. Onların aydınlatılması da yine büyük bir birlik ve uyum içinde ve bütün siyasi çekişmelerin ötesinde gerçekleşmeli.
Bugün pek çoğu zaman aşımı tehlikesi ile karşı karşıya kalan davalarımızın adaleti, "git git varılamayan kıyısız bir deniz" gibi olmamalı.
Bu büyük utancı, sonraki kuşaklara miras olarak bırakmak zorunda kalmamalıyız. Bu nedenle 19 Şubat 2010 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine giderek faili meçhul siyasi cinayetlerin aydınlatılması için yetkileri artırılmış bir araştırma komisyonu kurulması talebimizi tüm partilere aktarmıştık. Aradan geçen koca 1 yıl içerisinde bu talebimiz CHP ve BDP tarafından 11 kez gündeme getirilerek her seferinde AKP oylarıyla reddedildi. Biz adalet arayışımızı sonuç alıncaya kadar yineleyeceğiz. Herkesi adaletin takipçisi ve üreticisi olmaya davet ediyoruz.
Kaleminin çizdiği yolda yaşama hakkı elinden alınan, bu toplumun hafızası ve bu toprakların kültürünün aktarıcısı olan Ümit Kaftancıoğlu'nun öldürülmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.
31 yıl sonra, bugün de Kaftancıoğlu ailesinin yanındayız. Gerçek adalet yerine gelinceye kadar da burada olacağız.
